Friday, December 18, 2009

Durdur

















------Bu yağmurlu ve karanlık günde sabah, hiç olmayacaktı. Sokaklarda nerdeyse ışık hızıyla yürüyen şemsiyelerin arasında , yağmurdayürürkenençokıslananben sanki yerçekimsiz ortamdaymışım gibi yavaş hareket ediyordum. Adeta sürünüyordum -ki hiç adetim değildi Kadıköy sokaklarında sürünmek- Böyle havalarda vapura binmek mecburi olduğu için iskeleye gidip ilk gördüğüm vapuru bir el hareketi ile yanıma çağırdım. Benim geldiğimi gören iskele görevlileri hemen kapıları açıp sürme iskeleleri sürdüler vapuruma. Biniverdim. Her gün aynı sayfasını okuduğum plants and archaeology kitabımın aynı sayfasını açtım. Sayfayı 256. kez okumaya çalışırken aniden farkettim ki bu kitap benim biyografimdi meğerse. Okuyamamamın nedeni çok basitti . Nasıl bir insan kendi biyografisini okurdu ki zaten. İçim biraz olsun rahatlar gibi oldu. Etrafımda oturan insanlar gibi ben de mesaj atmak ve bu sevinçli haberi en iyi arkadaşıma vermek istedim. Mesajıma şöyle yazdım “hayatımı ot gibi geçirdim.bunu hiç bir şey değiştiremez. not even archaeology. Gönder tuşuna bastığımda rehberdeki numaralar arasında gezinmek suretiyle, maalesef bu mesajı gönderecek en iyi arkadaşım olmadığı acı gerçeğiyle yüz yüze geldim ve aniden soğuk terler döküldü sırtımdan. Sırtımdan benden habersiz dökülen soğuk terler hakkında uzun bir düşünce silsilesine girmeden önce yazdığım mesaja harcadığım enerjinin boşa gitmemesini sağlamak zorundaydım çünkü enerji evrensel bir şeydi. ------

Saturday, November 29, 2008

i'm not uncomfortable feeling weird

“Mum ışığının gözlerimizdeki parıltıya karıştığı gibi birayla rakının da midemizde karıştığı bir geceydi bu. O konudan bu konuya kızgın sulardan serin kumlara atlar gibi atlıyorduk. Kalbimiz rinso beyazlığı gibi temizce,bakışlarımız masum bir çocuğunki gibi kerizceydi.”



Üzerinde otomasyon ve kontrol yazan bir defterin içinde böyle cümlelerin yer almasına ironik hatta sarkastik bile denebilirdi. Neyse ki biz böyle “ikircikli” kelimler kullanan insanlar değildik hamdolsun.

Bu cumartesi günü güneş hiç doğmamıştı. Sanki gece çok uzun sürecek gibi bir hissiyata kapılmıştım. Kariyerime uyuşturucu bağımlısı olarak tamamlamak istemediğimden alkolik olmuştum.

Violent femmes’e bayılıyordum ve komşuların da bayıldığına emindim. Camlar patlamak üzereydi ama henüz kapımıza kimse dayanmamıştı. Ev alma komşu al diye boşuna dememişlerdi.

situation gets rough then i start to panic!!!

Friday, November 14, 2008

may the force be with you...

Belki de uyanmışsındır. Belki de bugün kasım ayının en güzel günüdür ve sen pencereden bile bakmamışsındır henüz. Telefon sapığın 2008 yılı için yeterince derin olmadığını düşünüyordur nedensiz. Belki bugün dışarı çıkamayacaksındır. Belki en serseri arkadaşın ülkeyi terk etmiştir. Belki de bu kadar umursamaz olmamalısın diyenlere tam beş dakika boyunca hak vermişsindir ve yorganı tekrar üzerine çekmişsindir…

So feel my pulse
There's something there
You feel my pulse
I'm sick with it
Sick with it
Sick with it
Start to feel
Start to feel
Feel...

Thursday, April 17, 2008

my eyes have seen you,free from disguise


Elimizde şişeler, dansediyorduk. Başım çok dönmüş olacak ki düşüp kafamı da küllüğe sokmuşum. Burnuma kaçtı küller, hapşırdım. Tam o sırada morisson kayboldu ortalıktan. Bir an acaba hayal mi görmüşüm diye şüphelendim. Gittim baktım her yere,sonunda yatak odasında sızmış olarak buldum kendisini. Ayakkabılarıyla yatağa girmesine biraz bozulduysam da ses çıkarmadım. Ne de olsa o bir rockstardı.
Salona gittim bir sigara yaktım. Geçen hafta sigarayı bininci kez bırakmamış mıydım? Bir kutu bira bu kadar çabuk bitebilir miydi? Morisson’ın bizde ne işi vardı? Babam böyle pasta yapmayı nerede öğrenmişti? Bütün bu sorulara bir cevap arıyordum.

Bu gece Morisson’ın götüne koca bir tekme atıp karşı komşuyla içmek istedim. Oynayacak bir oyunumuz kalmamıştı. Geriye kalan tek anlamlı şey bir tekme oluyordu ve o tekme ayağımın ucundaydı. Sadece bir tepik uzaklıktaydı.Ama atamıyordum. Aklımdan da atamıyordum. Kusmak istiyordum. Evden çıktım.
Kudurmuş bir haldeydim. Ne yaşamak istediğimi hiç bilmiyordum ama çok feci sinirliydim. Bir yere uzanmak istedim. Geri dönecektim, anahtarım yoktu. Bir deve kadar yalnızdım..

Saturday, March 8, 2008

Çarpışma

Yeni bir güne başladığımız şu saatlerde yazgan şarabın son yudumlarıyla vedalaşıyor ve kimseyle muhattap olmadan yatmayı planlıyorum. Ama yatamıyorum çünkü elimdeki büyüteç bana bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor. Ve eğer dünyanın herhangi bir yerinde klavyesinin üzerindeki tozlara bakıp benim kadar şaşıran bir insan varsa onunla hemen evlenmek istiyorum. Büyüteçle yaptığım derin incelemeden sonra en tozlu tuşun f 7 olduğuna karar veriyorum. En karizmatik harfin de “K” olduğu sonucuna varıyorum. Üzerimden bir yük kalkıyor resmen. Hepinizi çok seviyorum.

Thursday, February 28, 2008

kaldırım indirimin tersi midir?

Evimizin önünde kaldırım olmaması beni çok şüphelendirdi. Sanki sokak kapısı uzaya açılıyor gibiydi. Oysa alt tarafı kaldırım çalışması vardı.Toprak sanki bu dünyada olmaması gereken bir materyal gibiydi. Ayağımı uzatıp kendimi bıraktım. Yere bastığımda çocuklar gibi şendim. Pencereden bakan teyzeye bir öpücük yolladım. Artık her şey gerçeklikten çok uzaktı. Hayat duyguların içini boşaltmıştı. Yaşadığımız her an bizi biraz daha uzaklaştırmıştı dünyadan. Gitmek istemesek de artık hissedemeyecek kadar uzaklaşmıştık bile. Geri dönüşü olmayan güzel yollara baktık. Söyleyecek hiçbir şey olmaması bizi rahatsız etmemişti. Gülümsedim ve yürümeye başladım.

yağmurluk

Nevizadede kaçıncı biramızdı? Sokaktan geçen insanların varlığını umursamayacak kadar çokuncu biramızdı.” Aşk insanı bu kadar salaklaştırmamalı.” dedim arkadaşıma. Kafasını sallayarak beni onayladı. Yağmur başladı. Böyle zamanlarda ıslanmak iyi geliyordu. Kötü bir insan olmam gerektiğini düşündüm. “Belki de” dedim “ belki de.”