Thursday, October 6, 2011


Bazı günlerde erkek seçimlerimizde ileriye yönelik planlamanın önemini daha iyi anlıyorum. Keşke bunu hiç unutmasam. Eğer taşınmak için kas gücü ve montaj yardımına ihtiyacınız varsa petrol değil inşaat mühendislerinin daha fazla işe yarayacağı konusunda size garanti verebilirim. Zira bu işte yalnız başına bırakılmış bir arkeolog olarak, yarım saatlik ölçüm ve hesaplama sürecinin sonucunda benim geldiğim son nokta şudur

Benimle bir kahve içmek isteyen var mı?

Tuesday, October 4, 2011

mektup

Sevgili dostum E.,

Bu sabah gözlerimi açtığımda karşımda bana hediye ettiğin yüzen yarasaları görüyorum. Artık yüzmüyorlar, kızıl bir suyun içinde öylece duruyorlar. Bu su zaten kızıl mıydı yoksa biz tüm şehir elektriğini ona yükledikten sonra mı bu hale geldi hatırlayamıyorum. Keşke yeniden yüzseler.

Bana öğretmediğin birkaç teknik bilgi olduğundan eminim. Eminim öldüren elektrik gibi dirilten elektriği de biliyorsun.Sırlarını bana vermeden gitmiş olmana biraz bozuluyorum doğrusu.

Ve nereden geldiğini bilmediğim bir bilgiye göre, bulunduğumuz ülkeden bir şiş soksak senin ciğerinden çıkabiliyormuş.

İnsanları özleme yetimizin sıfırın altında eksi otuziki derece olmasından olacak, seni çok özledim diyemiyorum. Sanırım sen de benimle aynı hisleri paylaşıyorsun. Burada olsan iyi mi olurdu, bilemiyoruz. Ama buna çok sevinecek en az bir tane kız tanıyorum.

Gözlerinden öpüyorum.

Wednesday, September 28, 2011


Çok hoş bir kış akşamında Herne’de yürüyorum.
Boşlukta salınan bir tüy gibi klişe bir şeyim.
Canım da sıkkın mı sıkkın.
Oysaki hayatımda ilk defa Herne’deyim.
Dünya’nın her köşesi de aynı sıkıcılıkta mı çok merak ediyorum.

“Sen soktun sen çıkar yarebbim” diye kusarcasına bağırıyorum içimden ve tam bunun ardından gözlerimi gökyüzüne çeviriyorum.

Gökyüzünde bir çift ayakkabının tabanı bana gülümsüyor;

Fuck off!

Tuesday, September 27, 2011

Gözlerimi açıyorum, içimdeki iblis,habis,saf kötülük bedene bürünmüş, dolabın aralık kapaklarının arasından kafasını çıkarmış bana kıs kıs veyahut gevrek gevrek gülüyor. Bana aklıma hayalime gelemeyecek kadar korkunç şeyler yaptırmak için ipleri eline almış artık, kontrolü ele geçirmiş. Beynimin içine fısıldıyor kapkara ağzıyla.

Lütfen ama, bu kadar da olmaz.

Yüzümü yeniden yastığa gömüyorum, kafamı kaldırdığımda orada olmasa iyi olur.
Binüçyüzaltmışbeş kere kapıları, kapakları açık bırakmayın dediysek bir bildiğimiz var herhalde.

in nomine patris et filii et spiritus sancti , amen

Friday, April 22, 2011

manikken tosunpaşayım depresifken sütoğlan

gidin burdan. terkedin lan burayı. defolup gidin bloğumdan. ağzınızı kırarım.yeter ama.

Friday, October 29, 2010

You're so pretty



Sıcak veya soğuk olmayan bu Kadıköy sabahında hava güneşli ya da bulutlu değildi. Uyandığımda herhangi bir hisse sahip değildim. Kedileri besledim, kendimi besledim. Bir gün öncesinin kıyafetleriyle kendimi sokağa bıraktım. Her gün aynı sokaklardan gitmeye alışmış olan ayaklarım başka sokaklar denemeyi reddediyordu. Geç kalıyor olduğum için daha kısa yollar bulmak istiyordum ama nedense hiç acelem yoktu.Her sokakta belli saatlerde belli yerlerde bulunan insanlar ve köpekler vardı ve ben hepsini ezbere biliyordum. Kulağımda yükselen müzik çok güzeldi ama ben coşkusunu algılayamıyordum. Keşke mutlu olsaydım diye düşündüm. Bu şarkıyla kendimden geçebilecek olma ihtimalim beni sinir etmişti.Adımlarım ve nefesim hızlanmıştı, soğuk soğuk terlemeye başlamıştım. Hissizliğe uygun bir şekilde örülmüş saçlarım bu ani duygu değişimine adapte olamayıp sağdan soldan dağılıyordu.Gittikkçe kuduruyor, dişlerimi sıkıyordum. Kendi kendime küfredip yokuş aşağı koştururken daha önce hiç görmediğim bir sokak köpeğinin varlığı dikkatimi çekti.Garip bir şekilde tanıdık geliyordu. İlk üç dakikalık bakışmamızdan sonra fark ettim ki bu cici, sevimli köpek o kocaman kafası ve salyalı ağzıyla, gözlerini açıp kapatışıyla, her şeyiyle aynı sana benziyordu sevgilim. Kafası yana eğik,tam gözlerimin içine bakarak dedi ki; "herkesin kendi sevgilisini öptüğü bir dünya da yaşamak ne kadar güzel ve rahat"......

.......gözlerimi hastanede açtığımda kolumda diş izleri, kıçımda ise kuduz iğnelerinin ağrısı vardı.Hemşireye köpeğin durumunu sordum. Zor kurtulduğunu ama iyileşeceğini söyledi. Benim durumumsa artık düzelecek gibi değildi.

Friday, December 18, 2009

Durdur

















------Bu yağmurlu ve karanlık günde sabah, hiç olmayacaktı. Sokaklarda nerdeyse ışık hızıyla yürüyen şemsiyelerin arasında , yağmurdayürürkenençokıslananben sanki yerçekimsiz ortamdaymışım gibi yavaş hareket ediyordum. Adeta sürünüyordum -ki hiç adetim değildi Kadıköy sokaklarında sürünmek- Böyle havalarda vapura binmek mecburi olduğu için iskeleye gidip ilk gördüğüm vapuru bir el hareketi ile yanıma çağırdım. Benim geldiğimi gören iskele görevlileri hemen kapıları açıp sürme iskeleleri sürdüler vapuruma. Biniverdim. Her gün aynı sayfasını okuduğum plants and archaeology kitabımın aynı sayfasını açtım. Sayfayı 256. kez okumaya çalışırken aniden farkettim ki bu kitap benim biyografimdi meğerse. Okuyamamamın nedeni çok basitti . Nasıl bir insan kendi biyografisini okurdu ki zaten. İçim biraz olsun rahatlar gibi oldu. Etrafımda oturan insanlar gibi ben de mesaj atmak ve bu sevinçli haberi en iyi arkadaşıma vermek istedim. Mesajıma şöyle yazdım “hayatımı ot gibi geçirdim.bunu hiç bir şey değiştiremez. not even archaeology. Gönder tuşuna bastığımda rehberdeki numaralar arasında gezinmek suretiyle, maalesef bu mesajı gönderecek en iyi arkadaşım olmadığı acı gerçeğiyle yüz yüze geldim ve aniden soğuk terler döküldü sırtımdan. Sırtımdan benden habersiz dökülen soğuk terler hakkında uzun bir düşünce silsilesine girmeden önce yazdığım mesaja harcadığım enerjinin boşa gitmemesini sağlamak zorundaydım çünkü enerji evrensel bir şeydi. ------