Saturday, March 8, 2008

Çarpışma

Yeni bir güne başladığımız şu saatlerde yazgan şarabın son yudumlarıyla vedalaşıyor ve kimseyle muhattap olmadan yatmayı planlıyorum. Ama yatamıyorum çünkü elimdeki büyüteç bana bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor. Ve eğer dünyanın herhangi bir yerinde klavyesinin üzerindeki tozlara bakıp benim kadar şaşıran bir insan varsa onunla hemen evlenmek istiyorum. Büyüteçle yaptığım derin incelemeden sonra en tozlu tuşun f 7 olduğuna karar veriyorum. En karizmatik harfin de “K” olduğu sonucuna varıyorum. Üzerimden bir yük kalkıyor resmen. Hepinizi çok seviyorum.

Saturday, February 2, 2008

İz

Dolabımı sildikten sonra üzerinde bir iz kalmış.Tam yattığım yerden bu izi görüyorum. İlk başlarda elini gökyüzüne uzatmış,kelebek yakalayan bir insana benzetiyordum.Şimdi ise ağzını havaya açmış annesinden yemek bekleyen bir kuş yavrusu olduğuna karar verme eğilimindeyim.Günlerdir yemiyorum içmiyorum hep bunu düşünüyorum.Zaman zaman da başaşağı bir balığa dönüşmüyor değil hani. Büyük ihtimalle de bir yunus.Bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. Üçüncü yataktan kalmadığım günün öğleninde ev doktorlarla doluyor. Hemşireler bana bakıyor.Biri mideme bir hortum bağlıyor.Hemşire hanımdan rica ediyorum bana bir de sonda takıyor. Sanırım onlarla tek iletişimim bu oluyor.Artık yemek ve işemek sorunu ortadan kalktığına göre kafamı tamamiyle ize verebilirim. Arasıra nereye baktığımı anlayıp dolabı silecekler diye ödüm kopuyor. Soluksuz kalıyorum.Tek tesellim kimsenin bu tarz bir evde böyle bir lekeyi fark etmesine olanak olmaması.
Gece olunca ışığımı söndürüyorlar. Neyse ki her ihtimale karşı el fenerim yastığımın altında. Her gün bana iğne yapan erkek hemşirenin kolları çok güzel.Odam hastaneye dönüşmüş. Bir de sarı saçlı bayan hemşire var, ağzını aptalca oynatarak bir takım sesler çıkarırken kafasını tam dolabtaki lekenin üzerine koyuyor. Bir haftadır hiçbir yaşam belirtisi göstermeyen ben bir anda yanımdaki alkol dolu şişeyi kaptığım gibi hemşireye fırlatıyorum.Hemşire çevik,şişeden kaçıyor.Alkol şişesi dolapta tam izin üzerinde patlarken hayatım bir sır perdesiyle daha sonsuza kadar örtülüyor.

What a shame mary jane

Bugün dışarı çıktım,Hava kararmıştı.Kar yağıyordu.Bere takmamıştım.İçimde nedeni henüz bilinmeyen bir neşe vardı.Sanki Paris’te bir noel akşamıydı ve ben hayatımın aşkıyla felan karşılaşıcaktım az sonra.Üstüm kardan bembeyaz olmuştu. Hayat da ne güzeldi be kardeşim…Tam kilisenin önünde içen çocuklara mutlu Noeller dileyecektim ki bir anda yerden yavaş yavaş alçaldığımı hissetmem üzere fark ettim ki öküz gibi bir çamur tabakasının içine girmişim. Burayı ne zaman kazdınız be canım hahaha deyip tam bataklıktan kurtulduğum sırada kocaman bir araba üzerime gelmeye başladı.Kendimi son anda yolun kenarına atıp ezilmekten kurtuldum ama arabanın sıçrattığı çamurla ıslanmaktan kurtulamadım.Bir Paris rüyası böylece İstanbul kabusuna ani bir dönüş yapmıştı.Adapte olamayınca sinirlendim.Döndüm kilisenin önündekilere küfrettim.Zaten aylardan Ocak’tı.Noel geçeli çok olmuştu ve burası Kadıköydü.Kadıköy ‘ de küfretmek ayıp değildi.

Monday, December 10, 2007

Pis adam

Freddie’ye şu mikrofonla kafama vurmayı kesmesini söyledim.Beni dinlemedi.Vurmaya devam etti,mikrofonun sivri ucunu beynime beynime sokuyordu. Bir yandan da ” I’m going slightly mad” diye bağırıyordu. Salyalar saça saça gülüyordu. Aslında kızmıştım ama korkumdan ben de gülüyordum. Bazen çok alem adamdı şu Freddie ama bazen de kontrolsüz bir sapığa dönüşüyordu.

Saturday, September 1, 2007

Küfe

My dearest blog,
Uzun zamandır seni habersiz bıraktığım için kusura bakma. Öyle içler acısı ,yürek yakan,mendile sümkürten olaylar oldu ki burada teker teker anlatıp bir intiharlar silsilesi başlatmak istemem. O yüzden sana sadece hikayenin sonunu anlatacağım. Bugün yolda adımlarım adımlarım arkasından sekeriken, çıçıçıçıçeynceees diye şarkılar söyleriken yolun ilerisinde yürüyen arap bacıyı fark ettim. Sanki türk filminden çıkmış gibiydi. Sırtında küfesiyle gidiyordu. Bir an için geçtiğim sokağın fazlasıyla karanlık olduğunu ve sokakta arap bacıyla yalnız olduğumu fark ettim. Çıçıçıçeyyncees’im azıma tıkandı.Sokağa bir sessizlik çöktü. Derken arap bacı bana dönüp gülümsedi. İşte o an dostlar, işte tam o an ,o bembeyaz dişleri koca koca gözleri gördüğüm o an oracıkta ölmek ve hikayenin gerisini görmemek istedim. Korkudan altıma işeyebilirdim,neyseki hiç çişim yoktu. Arap,küfe ve ben daha ne kadar böyle yürümeye devam edebilirdik bilemiyordum. Gözüm küfenin ritmik olmayan sarsıntılarına takılmıştı. Sanki içinde bişiyler zıplıyordu. Kırmızı sivri sivri şeyler. Adımlarımı sıklaştırıp yakından bakmak için arap bacıya yaklaştım. Vıcır vıcır sesler geliyordu. Kırmızı üçgenler,sesler,küfenin pis kokusu. Artık yeterdi,burada neler oluyordu? Kusmak istiyordum, ellerim titriyordu,başım dönüyordu. Şimdi ben zamanın beni sancıya mıhladığı yerde miydim? Zaten aklımı da yitirmeye başlamıştım. Gözlerime inanamıyordum ama küfeden küçük bir cin çıkmış Türken Şoray gibi dansediyordu.Sonra diğerleri yavaş yavaş çıktılar.Binlerce cin. Ediz Hunlar,Filiz Akınlar,Sezercik,Ayşecik,Turist Ömercik, Kartal Tibet... “Siz burada ne arıyorsunuz?” diye sordum Sezercik ‘e. “Biz hep buradaydık, herkes, her şey buradaydı” dedi. Bana simidinin yarısını uzattı. “O filmleri hep bu küfenin içinde mi çektiniz?”dedim. “Ne küfesi? “dedi Sezercik cini bana “küfe falan yok .” Etrafıma göz gezdirdiğimde arap bacı ve küfesi kaybolmuştu hakkaten de. Cinler etrafımdaydı artık. Ya ben küfeye girmiştim ya da bunlar iyice yoldan çıkmışlardı. Dünya böyle bir yer değildi eskiden, zaman çok değişmişdi. Bir süre bu ufacık yaratıkları izledim. Kadir İnanır’ın cini gelip paçamdan çekti. “Seni hiç sevmedim sütoğlan” dedim ona ve oradan yavaş yavaş uzaklaştım.Kargaya gidip bi bira içtim.

Wednesday, July 11, 2007

This is the strangest life i've ever known

Dünya benim gibi saçma bir insan için çok uygun bir yer.
Buraya yerleşip üremeyi düşünüyorum. Bütün insanlarla iyi anlaşıcağıma inanıyorum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.
Bir Dost

Thursday, April 5, 2007

Düşünsel kaşağısız mıyım ben blog sorarım sana

Bugün taksime gidip yalnız başıma Sorun Yaratan Adam’ı izliyim diye düşündüm.Neyse bu sefer Yeni Melek ‘in korkunç balkonun geçen seferkine nispeten daha iyi bir yerinde oturdum.Nerdeyse rahat rahat seyredicem filmi diye sevinicem ama henüz bilmiyorum ki filmin adı benim için Sorun Yaratan Kız'mış meğerse.Nedense tüm salondaki tek dinazor kız benim önüme oturdubu kez de.Üstelik sabit de durmuyor.Kafa bir sağa bir sola gittikçe ben de mecburen arkada kızın aksi yönünde ilerlemek zorunda kalıyorum.Zorunda kaldıkça sinirleniyorum.Sinirlendikçe midem ağrıyor.Tam kızın kafasına kusucam film bitti neyse ki ben de çıktım sinemadan.Yolda bir grup emekli-sen’li benle senli benli olmaya çalıştı.Teyzeler filan,of allahım hayat çok korkunçmuş.